Pazar, Nisan 07, 2024

Yaşamın içinden kesitler

İlerleyen yaşlarda hayatınızla ,ilişkilerinizle ,arkadaşlıklarınızla ,
aile bağlarınızla ilgili sorgulamaları. sıkça yapıyorsunuz.Özellikle ebeveynlerinizden biri bu alemden göçüp gittiğinde.Ben babamı 23 Eylül 2023 te kaybettim.Ailemde kendime en yakın hissettiğim babam gittikten sonra bunu çok sık yaşamaya başladım.Sorgulamalarım o kadar çoğaldı ki babamı düşününce hangi alemde olduğunu bizi görüyormu yada hissediyormu gibi sorgulamalarımda katlandı.Hatırladığımda içimde o cız eden acı duyguyu anlatmak o kadar zor ki!
Ailemde evin büyük kardeşi olarak sanki omzuma 1 tık daha sorumluluk duygusunun ağırlığını hissettim.Geride kalan annem ve kardeşlerime sarılmaktan başka kimsem olmadığını anladım.Neredeyse 23 yıldır yalnız yaşamanın ardından sanki zamanın bu bölümünde yani babam gittikten sonra yapayalnız kalma duygusunu o kadar derinlerde hissettim ki..Günün akışında ki zaman diliminde yani iş hayatında bunları düşünmekten uzaklaşıyorsunuz.Günün akışında çok farklı insanlarla karşılaşıyorum.Herkesin enerjisi farklı farklı.Enerjisinin size iyi geldiği insanlarla merhaba demek bile insana iyi geliyor.

Cumartesi, Haziran 24, 2023

ÖZLEMİM BABAMDI,SAKIZLARIM BENİ MUTLU ETMİYORDU...

1971 yılının yaz aylarının sonuna gelmiştik .Ağustos sonu benim için büyük bir değişimin sancıları ve korkusu ile erken büyümenin ne demek olduğunu, o zamanlar anlayamamış olsamda düşününce ne büyük psikolojik travmaların beni gizliden gizliye sardığını şimdi daha iyi anlıyorum.Henüz 7 yaşındaydım ve ilkokul 1.sınıfı bitirip 2.sınıfa başlayacaktım.Evde biseyler oluyordu herkes fısıltıyla konuşuyor ,konuşulanları duymayayim diye beni dışarı çıkartıyorlardi.Bir yandan annem ağlıyor bir yandan valizler hazırlanıyordu.Evden biri gidecekti ama anlamak mümkün değildi.
Her sabah gözümü açtığımda yeni doğan kizkardesimin odasına gizlice gider beşiğin üzerindeki örtüyü kaldırıp kardeşime bakardım.Ne kadar büyümüş ne zaman büyüyecek diye.Çocukça bir kiskanclikta vardı çok güzel bebekti babaannem annem dedem hepsi çok seviyordu onu.O zamanlar ayni avluda farklı haneler yaşardı.Farkli haneleri tamamlayan akrabalar.Halalarim, amcalarim yengem ve eniştem. babaannem ve dedem hane sahipleri babamın kardeşleri anne babası ile kocaman bir aileydik biz.Babamın evin büyük oğlu olarak omuzlarına öyle bir yük bindirilmiş ki onun öncelikleri vardı o avluda.Anne Baba ve kardeşleri koruyup kollamak hatta evlendirmek anne ve babasına maddi manevi bakmak onun ilk öncelikleriydi. O yüzden annem 2.planda kalmanın acısını hep hissetti.Bu yüzden hep mutsuzdu.Sinirliydi.Onlara soyleyemedigi öfkesini çocuklarından daha çok ta benden cikartırdı.O zamanlar ben tüm annelerin korkulmasi ve söz dinlenilmesi gereken bir büyük olduğunu düşünürdüm hep.Çocuklar susar çocuklar konuşmaz çocuklar laf dinler çocukları hem sever hem döversin mantığı ile büyüttü bizimkiler bizi.Okulda öğretmenlerimden haksız yere yediğim tokatı içime attım.Küsmedim,kinlenmedim, haksizken haklı olacağını taaa okula başlarken öğretmenime "eti senin kemiği benim"diyerek teslim ettiler okula bizi.Ne cehalet dolu öğretilerle öğrendik geldik hayatı.Çocuklara verilmesi gereken özgüven duygusunu kim takar ki !!Çocuk işte deyip geçecek kadar önemsizdik yani !!
Annem ise kendi derdine düşmüş sürekli birilerini memnun etme derdinde yada o kocaman aile içinde haklarımı nasıl korurum mantığı ile kafasında bir sürü vesvese ile psikolojisi yerle bir olmuş kadın.Anne babasına derdini acamaz iken üstelik ayrılır gelirsen kapımızı sadece sana açarız çocukları bırakıp geleceksin tehdidi ile gözünü korkutmuslar.Ve annem çaresizce gitse de çok fazla kalamiyordu köyde çocukları olmadan.
Gecenin karanlığı ile sabahın kucaklasmasi saatinde sessiz sessiz basılan yerler mi ağlıyordu yoksa evde birimi ağlıyordu merakım ile yatağımdan kalktığım da iki odanın ortasındaki holde 1 çift valizi gördüm ve merakla kim gidiyor diye sormaya cesaret edemediğim anne ve babama bakakaldım.Henüz 6 aylık kundaktaki kardeşim de divana bırakılmış uyuyor.O an yoksa hepimiz mi gidiyoruz diye merakla gözlerimi actım öyle olsaydı annem niye ağlasın diye düşündüm.Evin önündeki küçük kamyonete benzeyen araca valizler kondu usul usul.O saatte herkes uyuyor olmalıydı o zamanlar saati bilemesemde sabah ezanı vakti olduğunu anlamıştım.Önce valizler kondu arabaya sonra babam elimizden tutup arabaya doğru götürüp kucaklayıp arabaya bindirdi beni ve erkek kardeşimi.6 aylık kizkardesimi de babamın yanında oturan ablası Ayşe halamın kucağına teslim etti.Araba hareket ettiğinde nereye gidiyoruz diye sormaya bile cesaret edemedim.Çünkü babamın vicdani hesaplaşması suratına vurmuştu ayna gibi.Suratkar asılmış kafasında bir sürü düşünce ile yolculuğumuz İzmir'e doğru başlamıştı.Babannem ve dedem de İzmir'e taşınmıştı hemen öncesinde.Ayse halam ise İzmir'de İkiçeşmelik caddesindek ki İstiklal ilkokulunda hademelik yapıyordu.Oglu vardı Cengiz abim.Kendi halinde sürekli gülen bir yüz ifadesi ile dolaşırdı.İzmir'e babaanneme gidiyoruz diye sevinmiştim.Babaannemi çok severdim o da beni çok severdi düşkündü bana.Daha bebekken çirkin bir bebek olarak doğmuşum.Annemin en küçük kardeşi İtay teyzem "aman abla bakma bu çocuğa çok çirkin ölsün dermiş yarı şaka yarı ciddi.Annemin zaten kafası evliligindeki mutsuzluklar la meşgul.Çok az emmisim annemin sütünü.Babannem büyütmüş beni ağzında bisküviyi çiğneyip benim ağzıma tıkıştırırmış.Beslenmem büyümem için.Teyzeme sinirlenip beni kaptığı gibi kucağına alıp "benim çocuğum büyüyünce sizi utandıracak" dermiş sinirli sinirli.İlk kez İzmir'e gidişimdi.Hic bir şey düşünmüyordum.Oraya vardığımızda babaannem ve İzmir'de yaşayan amcamın karısı yengem karşıladı bizi.Bir telaş bir heyecan.Erkek kardeşim olabildiğine yaramazdi o yüzden gözleri hep üzerindeydi yaramazlık yapmasın diye.Ben ise içinde fırtınalar kopan mutsuz ve uslu bir cocuktum.Uslu bir çocuk olduğum icin orada hep sevildim.Gittiğimizin ertesi günü halam beni çalıştığı İstiklal ilkokuluna kayıt ettirdi.Her şey organize olmuş gibiydi.Yeni bir okul yeni arkadaşlar beni çok endiselendirmisti ama okulda halamın varlığı olacağını bilmek beni rahatlatıyordu.Annem halamla hiç anlaşamaz hatta halamdan nefret ederdi.Nedenini hep merak ederdim.Bir çocuk düşünün bir tarafta annnesini kötüleyen baba tarafından akrabalar diğer tarafta babaannesi ve baba tarafını kötüleyen anne.Arada kaldı hep çocukluğumuz.Kızkardesime babaannem ve yengem bakıyordu.Henüz anne sütünden mahrum kalmış bir bebek.Cocuğum o zamanlar henuz bunları idrak etmekte zorlanıyordum.Sanki bunlar yasanabilirmis gibi aldırmıyorum.Tek endişem okuldu.O aralar babannemin evine 1 kızı ile çok guzel bir kadın geliyor misafir hemen hemen her gün görüyorum.Emel teyze diyorum kadına kadın ise beni çok seviyor sürekli ilgileniyordu.Hediyeler şekerler sakızlar getiriyordu.Kızı Sevda ise kendi halinde sakin bir çocuk benimle arkadaş olmak istiyordu.Onunla ip atlıyoruz körebe, beş taş ,seksek oynuyorduk.Bir gün yine küçük bir çanta hazırlanıp kapının önüne konmuştu merakla babaanneme sordum "bu çanta kimin babaanne "diye.Babaannem bana sarılıp "artık bundan sonra Emel teyzende kalacaksın "dedi."Ya kardeşlerim onlarda gelecekmi ?" diye sordum." Hayır onlar bizimle kalacak" dedi babaannem."Ben yalnız mı gideceğim oraya neden ben gidiyorum ?" diye sorduğumda babaannem iç çekerek "Hayır kızım babanla birlikte orda yaşayacaksın" dedi."Neden ama ?"diye soracaktım ki "tamam hadi baban anlatır sana "dedi konuyu geciştirerek.Emel teyze geldiğinde küçük çantaya tıkıştırılmış bir kaç giysim hazırdı zaten.Onlar bizi Sevda ile oynamam için dışarı çıkarttıklarında içerde konuşuyorlardı.Babaannemin " "bak kızım eğer benim çocuğuma bir tokat attığını duyarsam dünyanı dar ederim senin " dediğini duymuştum.Babam yoktu bizi getirdiğinden beri çalışıyordu.Ne iş yaptığını bilmiyordum o zamanlar ama gelirken bana renkli bilya gibi sakızlar getirirdi.Ve ben çok mutlu olurdum sakızlari alırken.Öyle bir kaç tane yada avuç içi kadarda değil getirdiği sakızlar kocaman cam kavanozlarda getirirdi.
Aksam üstü Emel teyze çantamı aldı bir eliyle benim elimden sıkıca kavradı yola koyulduk yürüyerek.Cephanelik denilen yerden geçerken Emel teyze geçtiğimiz yerleri ve evin uzaklığından bahsediyordu.Epey bir yürüdük çalılıkların arasından yer yer ayaklarım dikenlerden kanıyordu."Daha varmı yol "diye soruyordum sık sık."Evet daha var" diyordu.Tepeye ulaştığımız zaman "Bak gördün mü şu dışı mavi boyalı kırmızı çatılı ev bizim ev "demişti .İçimden ne güzel ev demeden geçemedim.Evin önünden kocaman asfalt geciyordu.Ama endişeliydim nasıl bir eve gidiyordum neden orada kalacağım diye düşünüyordum sık sık.Eve vardığımızda yüzü hiç gülmeyen yaşlı bir kadın oturuyordu bahçede.Hiç hoşlanmamıştım o kadından.Kadın Emel teyzeye "Bu mu onun kızı?" diye sorunca "Evet anne Mehmet'in kızı adı Zeliha " dedi tanıştırmak ister gibi.Kadın "hımmm" deyip kafasını çevirdi suratını asarak.Anladim ki annesiydi Emel teyzenin ama istemediği şeyler vardı demek ki ..Emel teyze gittiğim ilk gün beni iyice yıkamıştı saçlarımı kontrol etti taradı 2 tane örgü yaptı.Yemekler hazırlanırken Sevda beni odasını götürdü odasında kalacağımızı ve yataklarımızı nasıl paylaşacağımızı anlatıyordu.Odasi çok güzeldi o kadar çok oyuncağı vardı ki benim hiç oyuncağım yoktu.Bebegim yoktu ama onun bir sürü bebeği vardı konuşan,aglayan bebeği bile vardı.Oynamam için önüne bir kaç tane bebeği attı.Benim gözüm ise ağlayan bebekte kalmıştı.İlk defa oyuncak bebekler dolu bir evdeydim.Bu beni mutlu ediyordu.Keske hiç odadan çıkmasam okula gitmesem diyordum içimden.Yemekler masaya kondu tabaklar ayrı kondu masaya bardaklar ayrı kondu.İlk kez masada yemek yiyecektim.Yer sofrasında yerdik biz.Sofrada önce evin büyüğü erkeği başlardı yemeye.Babam bile babasının yemeye başlamasını beklerdi sofrada yemek için.Büyük metal bir maşrapa konurdu sofraya herkes ondan içerdi suyunu.O masada yemek yemeye çok utanmıştım nedense.Zaten utangaç içe dönük mizacım beni hep zorlamıştır insanlarla kaynaşmaya.Masada yemek çeşit çeşit hangisinden başlayacağımı bilmiyorum.Catal kaşık var çatal kullanmayı bilmiyorum hep elimle yemişim o zamana kadar.Emel teyzenin annesinden zaten korkuyorum bana bakıyorlar diye utanmaktan yerin dibine giriyorum terliyorum.Emel teyze "Hadi yesene kızım" deyince Sevda'ya baktım gizlice.Onun yediği gibi yemek yemeliyim diye düşündüm ama çatalla nasıl yiyeceğim ?Emel teyze benim durumumu anlamış olmalı ki "rahat ol kızım utanacak bişey yok" dedi.İste o zaman daha çok utandım yanaklarım yanıyordu alev alev.O akşama yarı aç yarı tok kaldım hiç anlamadım yediğimden.Tüm utangaçlıgım ve korkum Emel teyzenin annesi Mediha teyzeydi.Bakışları hala aklımdadır.Renkli gözleri vardı ve mutsuz memnuniyetsiz bakışları ! Yemekten sonra bulaşıkları yıkamak için lavaboya geçtiğimde Emel teyze "Hayır kızım ben yıkarım sen Sevda ile odanıza geçin "dedi.Emel teyzeyi o zaman sevmiştim içimden iyi bir kadın diye düşündüm.
Emel Teyzeye dair;
Emel teyze gençliğinde evli bir adamla ilişkisinden dolayı Sevda dünyaya gelmiş.Adam işadamı varlıklı ama evlenmemiş onunla.Sevdanın tüm masraflarını bakımını üstlenmiş.Emel teyzenin babası Albay iyi bir ailenin kızı.Annesi tamda subay kadını gibi havalı kendinden emin ve ciddi bir kadın.Babasi kızının yaşadığı ilişki ve sonuçlarından dolayı üzüntüsünden hastalanmış ve erken yaşta vefat etmiş.Görgülü bakımlı ve gerçekten güzel bir kadın.Annesi ile birlikte yaşamış hep ve kızı Sevda'yı birlikte büyütmüşler.Halamla tanışmış halamın çalıştığı okulda.Kızını halama emanet etmiş ilkokula bırakırken.Sevda ile biz aynı yastaydık zaten oda 2.sınıfa gidecekti.Öyle bir ortam denk gelmiş olmalı ki babamla tanışmışlar.Halamın anneme olan kini onların tanışmalarının arkadaşlığa dönüşmesine sebeb olmuş annemin anlatımı ile.Babamda aşık olmuş görür görmez  1 yıl ilişkileri devam etmiş.1 yıl sonra babam boşanma davası açtığında annemin boşanmak istememesi sonucu Emel'de aşık olmuş olmalı ki babamı tercih etme durumunda bırakmış."Ya karın,Ya ben "  diyerek.Annem ise nasılsa kadın çocukları istemez geri gelir kocam diye "Çocuklarını da götür" diye bizi kullanmaya kalkmış.Ancak babam işte bu tehditler onu yıldırmaz dediğini yapar.Annem babamı taniyamamış demek ki !
Aradan ne kadar zaman geçtiğini şimdi hatırlamıyorum ama bu süreçte annesi Mediha evden ayrıldı taşındı.Sevda Emel ve ben kaldım evde..Emel bu arada bana tulumlar elbiseler okul önlüklerimi yakalarımı diktiriyordu.Bir sürü kıyafet hazırladı bana.Saçlarımı sevdanın upuzun saçları gibi şekilden şekile sokuyordu farklı örgüler topuzlar yapıyordu.Bunlar hiç yasamadigim ilgiydi bana emek veriyordu.Dengeli beslenmemiz için duvara pano asmıştı her gün oradaki menüyü takip ederek yemek yapıyordu.Babam henüz gelmedi ne kadar zaman sonra geldiğini hala hatırlamıyorum..Bir akşam üzeri merdivendeki ayak sesleri ile Sevda ile dışarı fırladık ben babamı ve elindekileri görünce nasıl sevindim hala unutmam.Kosarak boynuna atladım babamın."Babacığım " diye sevinip bağırmıştım.Babam da bana sıkı sıkı sarılıp rahatmıyım orada bana iyi davranıp davranmadiklarını sordu kısaca."Evet rahatım baba bana iyi davrandı Emel teyze ve Sevda" dediğim de babamın yüzü aydınlanmıştı birden.Sevda ya dönüp baktığımda onun beni kıskandığını o an hissetmiştim Çocukça işte Sevda'ya dönüp "Bak babam bana bir sürü Dandy sakız getirmiş" dediğimde hızlıca dönüp odasını kapatıp içeri girmişti..Babam ise o rahatlıkla eve girdiginde Sevda yı tamamen unutmuş olmalı ki Emel'in tavrından anlaşılıyordu.
BABAM;
Babam yakışıklı ,cesur ,kafasına koyduğunu yapan ,zorluklarla mücadele etmeyi seven ,herkesin saygı duyduğu sevdiği onurlu bir adamdı.Cok çalışkandı.Evlendigi düğün günü işten gelip düğününe geldiğini annem anlatır.Hatta gülerler zaman zaman.Anne babasını ölene kadar baktı doktora götürdü ilgilendi onlarla.Tüm masraflarını üstlendi.Evde sıcak yatağa hasret çalıştı.Şofördü ben çocukken babam.Merhametlidir babam ve adaletlidir.Kimseye hak geçsin istemez.Zorda kalan birini görse cebindeki son kuruşunu verecek kadar cömerttir.Once tır şoförüydü.Sonra şehirler arası otobüs şoförüydü.İste o sakızlar,sekerler otobüste yolculara dağıtılan şeker ve sakızlardı.O zamanlar bilmiyordum bunu.
1 yıl Sevda ile beraber aynı okulda farklı sınıflarda okuduk.Beraber gidip geliyorduk.Uzun süre gelmezdi babam eve ama beklerdim hep özlemle.Birlikte yaşamın 1 yıl sonra kara gunleri başlamıştı babam için.Babam boşanamıyor Emel kavusamiyordu babama.Tıpkı annemin öfkesini çocuklarından çıkardığı gibi Emel'in bana olan ilgisi azalmıştı.Beni zaman zaman azarlamaya başlamıştı.Hatta bir öğlen babaannemde yer sofrasinda yemek yerken sofra bezini çekince tepsi devrilecek olmuştu babaannem tepsiyi tutunca devrilmekten kıl payı kurtulmuştu.O anda Emel'in ilk el kaldırışı idi bana.Babaannem tüm hıncıyla''orospu o elini indir! kırarım o elini" dediğinde bardağı taşıran son damla oldu Emel de.Ağlayip evi terketti.Ve onu son görüşüm olmuştu.Beni aramadı gelmedi almaya.Kızkardesim ve erkek kardeşim İzmir'de 4 ay kalmışlardı.Ben Emel ile yaşarken annem gelip almıştı kardeşlerimi .Sadece ben kalmıştım babamla İzmir'de.Babam da Emel'in o hareketinden sonra kopmuştu Emel'den.Babaannem resti çekmişti "bırakacaksın bu kadını yoksa sütümü helal etmem"diye.Babam anne ve babasının sözünü dinler onları kırmamak için hayatından hep ödün verirdi.Bir kaç ay sonra annem affetti babamı zaten annemde aşıktı babama.Yine bavullar hazırlandı ve ben evimize babamla döndüm.
Annem kırgın ama dimdik ayakta karşılamıştı bizi.Annemi özlemiştim hemde çok ama korkum hep bir adım öndeydi ona karşı.Aylarca sorguya çekildim annem tarafından.Oradaki olup bitenleri anlatmam için.Bazilarini anlatıyordum özellikle onun yüzündeki "yaaa bak ben kazandım ve ohhh olsun beter olsun" zaferini görünce.Onu mutsuz edecek olup biten anıları özellikle sakladım çünkü annemin mutsuzluğu hepimizi mutsuz ediyordu !!
Zeynep Mete


Perşembe, Haziran 16, 2022

Hayata dair

Hayatımızın gözle görülmeyen bir duvarında bir ilan panosu var sanki. Üstüne kayıp ilanlarımızı yapıştırdığımız bir pano... Görünür hale gelmesini istemediğimiz ama unutulup gitmesine de içimizin pek razı olmadığı kayıplarımızı o panoya iliştiriyoruz sanki sessizce. Artık eskisi kadar içten hissedemediğimiz duygular orada. Anlamayı eskisi kadar beceremediğimiz insanlar... Geri döndürme kudretinde olmadığımız güzel zamanlar... Hikayemizin artık koyacak yer bulamadığımız küçük parçaları, canlılığını yitiren ayrıntıları... Bazı sözler, gelip bizi artık yerimizde bulamayan bazı dokunaklı ifadeler... İnsan, her şey gözü önünde olduğu halde sıkı sıkı tutamıyor elinden kayıp giden şeyleri. Eskiyen, modası geçen, küçülen, evlerde, dolaplarda, çekmecelerde artık kendilerine yer bulunamayan eski giysiler gibi hayatımızdaki bazı şeyler... Ne kadar çok seviyor olursak olalım, vazgeçmekte ne kadar zorlanıyor olursak olalım gözden çıkarmak zorunda kalıyoruz onları. İçimizi acıtsa da bu böyle.. Böyle, çünkü bir yer bulamıyoruz onlara artık hayatımızda.

Pazartesi, Nisan 18, 2022

Koca Karı ilacı mi?Yoksa Karia ilacımı?

M.Ö. 5. yüzyıldı. Aylardan Nisan. Bahar, Akdeniz ile Ege'nin buluştuğu topraklara ‘merhaba’ demişti. Damıtılmış rüzgarlar binlerce otun ve çiçeğin aromalarından oluşan mis gibi bir koku yayıyordu havaya. Knidoslular, bugün Deveboynu dediğimiz Kap Krio'da taze baharı kutluyordu. Şarkılar söyleniyor, şiirler okunuyor, şaraplar içiliyordu.

Bir anda bir çığlık duyuldu. Bir haykırış. Knidos kralının kızıydı bu. Yörenin en zehirli yılanı sokmuştu. 1,5 metre boyunda, kurşuni renkli engerek. Genç kız acı içinde yere yığıldı. 

Güzeller güzeli bir kızdı. Kralın en küçük kızı. İki ablası yakın ülkelerin prensleriyle evlenip yuvadan ayrılmıştı. Sarayın tek çocuğuydu. O yüzden kralın canıydı.

Yüzü morarmış, ateşi yükselmiş, narin bedeni titriyordu. Kan ter içindeydi. Hemen hekimlere gösterildi. Hekimler sonucu krala tek cümleyle özetlediler: ‘Maalesef.’ Knidos prensesi ölecekti. 
Genç kız öleceğine anlayınca babasına yalvarmaya başladı: ‘Baba ne olur bir şeyler yap. Yaşamak istiyorum baba. Kurtar beni.’

O yalvardıkça, kral kahroluyordu. Biricik kızı ölürken, onun elinden bir şey gelmiyordu. Oysa ne kadar da iyilik yapmıştı. Halkıyla ilgilenmiş, yoksullara yardım etmiş, hükmettiği topraklarda adaleti sağlamıştı. Tanrılar neden onu cezalandırıyordu? İsyan etti:
… Ey tanrılar; neden ben, neden kızım? Ne kötülük yaptık, hangi sözünüzü ezdik. Sizler bugünler için varsınız. Yoksa.. Yok musunuz?

Tanrılardan ses yoktu..

Knidos prensesi ateşler içinde geçirdi geceyi. Yüzü gözü şişmişti. Kral da çaresizliğin acılarıyla sabahladı. Aynaya baktığında saçları bembeyazdı. Hekimler genç kızın akşama kadar can vereceğini söylüyordu. Kral kızının başında, Knidoslular da tapınaklarda dualar ediyordu.

O anda bir haber getirdiler. ‘Kralım dışarıda bir balıkçı var, kızınızı kurtarabileceğini söylüyor.’ 
Kral, ‘Hemen alın içeri, hemen’ dedi. 

Aldılar.

Simi'den gelen bir balıkçıydı. Kralın yaşlarında, uzun boylu, iri omuzlu, yanık tenli, yeşil gözlü. Hemen, boynundaki meşin keseden tahta bir kutu çıkardı, içindeki merhemi genç kızın tüm bedenine sürdü. ‘Üzülmeyin kralım’ dedi, ‘Kızınız ölmeyecek. Şişlikleri yarın inecek; ertesi gün de ayağa kalkacak.’

Simili balıkçı, bu merhemi kendisi gibi balıkçı olan dedesinden öğrenmişti. Yörenin endemik otlarıyla yosun karışımı bir merhemdi. Çok zehirli balıkların soktuğu insanlarda kullanmışlar ve onları kurtarmışlardı. Bir keresinde Simi koylarında denize giren bir soyluyu, kuyruğunda iğne gibi bir kemik olan çok zehirli bir balık sokmuştu. O balık bu denizlerin en zehirlisiydi. Bu merhem onu bile kurtarmıştı.

Ertesi gün balıkçının dediği oldu. Genç kızın şişlikleri indi, ateşi düştü. Artık o narin bedeni titremiyordu. Bir sonraki gün ise tamamen iyileşti, ayağa kalktı.

Kızıyla birlikte Knidos kralı da hayata dönmüştü. Hemen talimat verdi;
… Balıkçıyı bulun, ailesiyle birlikte saraya getirin. Artık burada kalacak.

Buldular..

Kral Simili, balıkçıyı saray hekimleriyle tanıştırdı. Ve ikinci talimatı verdi;
… Bu topraklardaki dağları, taşları, ormanları tarayın. Tüm çiçekleri, otları, bitkileri araştırın. Denizlerdeki yosunları inceleyin. İlaçlar yapın, insanları kurtarın. Krallığım bu konuda size her türlü desteği verecek..
*
… Derler ki, tarihin ilk bilimsel tıp adımı, işte o gün atıldı.

… Derler ki, tıbbın babası Hipokrat, işte bu adımlardan yola çıktı.

… Derler ki, tarihin ilk bilimsel farmakoloji merkezinin Anadolu'da kurulmasının nedeni, işte bu Simili balıkçı.

Ve hatta derler ki, yüzlerce yıl koca Karia İmparatorluğu'nun topraklarıydı, bu şifa dolu topraklar.. Karialılar şifalı otlardan yüzlerce ilaç yapıp, binlerce hasta iyileştirdi..

… İşte bu yüzden ‘Koca Karia İlacı’ sözü, yüz yıllardır Anadolu'da ‘Koca Karı İlacı’ diye kullanılmakta...

🙃🙃🙃

Cumartesi, Nisan 24, 2021

Negatif düşünceler negatif olayları çeker

Yıllar önce okuduğum yazar Nil Gün'ün çekim yasası kitabından çok etkilenmiştim.Kitaptaki olaylar, kişiler, düşünceler hiç yabancı gelmemişti bana.Tam da benim o zamanlardaki ruh halimi anlatıyordu.Parapsikoloji,spiritüelizm, ezoterizm konuları hep ilgimi çekmiştir ancak farkındalık yaratacak bir olayla o zamanlar henüz karşılaşmamıştım.O dönemlerde 12 yıl önce Yaklasık 1 yıl işsiz kaldım ve canım hiç bir şey yapmak istemiyordu.Kredi kartlarımı kullanıp asgarisini ödeyerek geçiniyordum.Bir gün hiç çalmayan kapımın zili çaldı..Merakla kapıya yöneldim ve kapıyı açtığımda şaşkındım.Kapıdaki arkadaşı görünce şaşırdım.Ummadığım anda gelecegini ummadığım kişiydi.Cok samimi değildik ama muhabbetlerimiz, sorunlarımızı paylastığımız olmuştu.Eşinden ayrıldıktan sonra İzmir'e taşınmıştı oğluyla. .İçeri girdik tabii kafamda büyük sorularla.Nasılsın iyimisin faslından sonra İlkay'cığım hayırdır seni buralara hangi rüzgar attı?dememe kalmadi beni sen çağırdın Zeynep'ciğim dedi.Bir an düşündüm bende telefon numarası bile yoktu .Nasıl yaaa dedim kendi kendime.Acaba rahatsızmı diye düşünmeden edemedim bir an🤔.Acaba bende mi sorun var yoksa bende film mi koptu yoksa aradimda unuttum mu diye düşündüm ?Nasıl İlkay'cığım ben seni arayamam ki numaran bile yok dedim.Güldü sen çağırmadın zaten Zeynep'ciğim senin enerjin çağırdı beni.Bana ihtiyacın olduğunu hissettim ve geldim dedi.Hala bir şey anlamamıştım.Yani dedim şaşkın bir yüz ifadesi ile.Sen şu an çaresizlik içinde gelgitleri yaşıyorsun öyle degil mi?İş arıyorsun ama iş bulamıyorsun kendi yeteneklerine hitap eden,işyeri acmak için adımlar atıyorsun ama tam da icraata geçmek üzereyken vazgeçiyorsun ,paran yok parasızlık çekiyorsun öyle değil mi ?arkadaşım dedi ..Ben şaşkınlıkla onu dinlerken bu bilgileri kimden alabilir diye düşünür iken ;İnan bana Zeynep cigim, ben buraya senin sorunlarına bir parça yardımcı olabilmek için geldim bunu hissettim dedi.Spiritüel çalışmalarından bahsettikce onu anlamaya başladım .Okuduğu ve bana çok iyi gelecek kitaplarını da bana getirmişti.O kitaplardan biri de yazar Nil Gün'ün Çekim yasası kitabıydı.Bu kitapları mutlaka oku bu kitaplar sana ışık olacak farkındalık yaratacak dedi.Buradan İlkay'a çok teşekkür ederim İlkay benim bakış açımı değiştirip bende farkındalık yaratmıştı.Onu o akşam yolcu ettikten sonra yine kendi iç  dünyama yöneldim.İlkay'in söyledikleri aslında beni çok tatmin etmedi .Ama kitap okumayı çok severim kitapları okumaliydim.2 gün kitaba başlayamadim bir türlü .Bir akşam üstü yola doğru bakan küçücük balkonuma masayı açtım ve kendime kahve yaptım hava öyle güzeldi ki bu ortamda kitap okumalıydım.Çekim yasası kitabını okumaya başladım ama ilk 10 sayfa öyle sıkıcı geldi ki kitabı kapatıp kenara koydum.Tam 3 gün ilk 10 sayfayı geçemedim.hep 10.cu sayfada kaldım.yarım bırakacağım ilk kitabım olacak diye düşündüm.4.gün kendi kendime hedef belirledim sayfa 30 a kadar oku zorla kendini dedim kendi kendime .Ve 10.sayfayi geçtim her okuduğum satırda ki olayları kendimle özdeşlestirdim.Kitap harikaydı farkındalıklar doluydu.O kitabı bir çok arkadaşıma hediye aldım özellikle zor günler geçiren arkadaşlarıma.Kitabı okuduktan 3 ay sonra hala çalışan işyerimi açtım borç az sermaye ama büyük bir istekle.Bir çok olumsuz düşüncelerimden kurtuldum.Artık paramda vardı işimde vardı.Aslında hep olumsuzlukları önce düşündüğümüz için o isteklerimize hayallerimize set koyuyoruz.Sanki hiç sahip olamayacak gibi.Oysa o hayallerimiz yanıbaşımızda ..Kin duyduğum ,nefret ettiğim kimse yok.Kırgın olduğun biri ile aynı ortamda bulunsam dahi rahatsız olmuyorum ama yok sayıyorum .Sanki orda yokmuş gibi düşünüp rahat oluyorum.Negatif olumsuz duygular düşünceler insanı ağırlaştırıyor.Hatta hasta ediyor.Bunların detaylarını Louise Hay kitaplarında bulabilirsiniz.Hangi hastalığın hangi düşüncelerden oluşup meydana geldiğini bakabilirsiniz.Enerjiye nazara inanıyorum.Ayrıca evrenin ihtiyacı olan enerji için canlıların var olduğu o ilksel çorbayı evrenin hazırladığını düşünüyorum ..Aslında evrenin metamatiksel ve enerji kuramı ile çalıştığını düşünüyorum ..                                24 Nisan 2021.                               Zeynep Mete

Pazartesi, Mart 15, 2021

Benim Annem

                                                                             




 


Tanıdığım en güçlü kadın.Hayatta çözümsüz hiç bir şey olmayacağını inanır.Ve bizi de böyle yetiştirdi.Hazıra konmadı . Çalıştı ,çabaladı mücadele etti hayatla ve insanlarla.Bu fotoğrafı çektirdiğinde ben henüz doğmamıştım.Bu fotoğrafı nikah fotoğrafı için çektirmişti ve ilk fotoğrafı.Köy kızıydı. Kıskanç bir babanın ilk evladıydı.Babası sırf erkeklere mektup yazacak korkusuyla okula göndermemiş.Bu yüzden bize hep okuyun adam olun derdi.Yıllarca cahil yaşadı ama 50 yasında okula yazıldı.O zamanlar okuma yazma bilmeyenlere kurslar açılmıştı.Okumayı yazmayi öģrendi.Diplomasını aldı.Diploması hala duvarda asılı durur.Şimdi okuyor yazıyor.Matematiģi çok iyidir.
Evlendikten sonra yıllarca 3 haneli aynı avluda kayınvalide kayınpeder görümce eltiler kaynatalarla beraber yaşadı.Zaman zaman ezilmiş,horgörülmüş ama yılmadan pes etmeden vazgeçmemiş babamdan.Girişimcidir ve insanlarla çabuk kaynaşır. Hiç unutmam ilk İstanbul'a gidişimizdi. Erkek kardeşim Milasli Mete  İstanbul'da yaşıyordu.Bir apartmanda.Giderken sıkı sıkı tembihledim.Sakın kimsenin kapısını çalıp çat kapı girme diye

😊Annemin huyunu biliyorum.Birileriyle sohbet etmeden duramaz.Kasaba da köyde insanların çat kapı komşulukları vardır.Neyse ilk gittiğimiz gün bir sıkıntı yok.Yalnız değil hep beraberiz.Sabah gözümü açtığımda evde kimse yok.Tüm odalara baktım yok.Birden paniğe kapıldım.Annem eyvah bir eve daldı diye düşündüm.Balkonlara çıktım yok.Aşagıdan sesler geliyor .Aşağıya bakınca apartmanın bahçesinde bir sürü kadın oturmuş sohbet ediyor 😁 Baktım annem orda rahatladım ancak nasıl yaaaaa demekten kendimi alamadım.Beklemeye başladım bilmiyorum kaç saat geçti.Yan dairelerde ki hanımlarla yukarı çıkarken kata geldiklerinde ayyy teyze iyi ki seni tanıdık.Lütfen çaya gel.Yada bize seslen biz gelelim diyenleri duyunca şaşırdım.İçeri girdiğinde kızmaya hazırlanmıştım ki empati yapıp vazgeçtim.Sabah merdiven boşluğunda çöp dökmeye giden kadını görünce kapıyı açıp tanışmış. Yetmemiş diğer apartman sakinleri ile de kaynaşmış."İnsan insanın acısını alır" der hep.Öyle bir kadındı benim annem.
Biz büyürken hergün nasihatlarını dinledik.Yolda para bulsanız almayın sakın derdi.Misafirliğe giderken ayaklarınızı yıkayın,karnınızı doyurun,suyunuzu için,tuvaletinizi yapın. Orda ikram edilenlerden hemen almayın ısrar ederlerse alın derdi.Konuşmayın,kıpırdamayın.elinize bir kitap alın sıkılırsanız okuyun derdi. O zamanlar çok kızardım ama anne sözü işte hayır diyemezdik. Bir çocuğu yetiştirirken zorlukları da öğretmek gerek o bize hep bunu öğretti.Tırnaklarıyla kazanıp varlıklı biri olmasına rağmen çalışmamız için teşvik etti.İyi ki öyle yapmış.Çünkü hayatta hiç bir şeyinin kalmadığı ihtimalleri de düşünmek gerek."Hazıra dağ dayanmaz çalışın"derdi.
İyi ki benim annemsin Annem..Biz senin kadar güçlü olamasak ta hala mücadele ediyoruz annem.

                                                                                                                    Zeynep Mete

                                                                                                                     08/06/2020

Çarşamba, Nisan 29, 2020

sözleşmeli çocuklar-verdingkinder

İsviçre de Verdingkinder(sözleşmeli çocuk) diye bilinen çıplak ayaklı köle çocuğu resmeden Ressam Albert Anker in ''Bankta uyuyan kız'' tablosu...
Tablonun orijınal boyutu 45*70 cm.
Devlete borcu bulunan ya da boşanan çiftlerin, fakir ailelerin çocukları, yetimler, ailesi cezaevinde olan ya da kendisi suç işleyen çocuklar, devlet ve kilise vasıtasıyla, çalıştırılmak üzere başka ailelerin yanına yerleştirilirdi.
Papazların önderliğinde ailelerden toplanan çocuklar çiftliklere kiralık olarak verilir veya şehirlerde kurulan çocuk pazarlarında, dört yaşındaki çocuklar bile, ev ve çiftlik işlerinde çalıştırılmak için satışa çıkarılırdı.1974 yılında çıkarılan yasayla mağdur çocuklara tazminatları ödenip bu uygulama kaldırılmıştır...

Heidi’nin hikayesi de bu çocuklara dayanıyor

Verdingkinder… Bu kelime “çıplak ayaklı çocuklar” anlamına geliyor, bir başka deyişle köle çocuklar


Covid19 lu günler

Düşünün ki yeni bir yılı kutlamak için programlar yapılıyor.Eş ,dost ,arkadaşlar ,aileler eğlenmek için kendi aralarında mekanlar yaratmaya çalışıyor.Yılbaşı hatasız kazasız kutlanıyor.Hemen arkasından dünyayı etkileyecek Korona Covid19 virüsü patlıyor.İlk önce Çin Wuhan da can almaya başlıyor.Sonra tüm dünya ülkelerine sıçrıyor.İlk çıkış tarihi 20 Aralık’ta henüz tüm dünya bilmiyor.Öyle hızlı yayılıyor ki sanki doğa intikamını alıyor!Bugün yaklaşık üstünden geçen zaman 130 gün olmasına rağmen çok can aldı!Doktorlar gençler yaşlılar orta yaşlılar kimseyi ayırmadan bu hastalık acımasızca can alıyor!Yaklaşık 219 bin can aldı ve hala almaya devam ediyor!
Dünya şaşkın,insanlar şaşkın..Yeni dünya düzeni işte böyle başlıyor!İzlediğim hemen hemen tüm belgesellerde dünyanın çevre kirliliği,hava kirliliği ve hızlı nüfus artışı ile dünyanın gelecek yüzyıllarda çok büyük felaketlere sürükleneceği üzerine uyarılarla dolu bilgiler üzerine..Stratejistler ise felaket dolu bilgiler vererek uyarılarda bulunuyorlar.Ekonomi alt üst oldu.Çünkü insanlar evinden çıkamıyor.Yasaklar bir yanda korku bir yanda..Sanki gerilim filmi izler gibi geçen günler.Ne sevdiklerine sarılabiliyor ne de pazardan aldığın yiyeceği gönül rahatlığı ile yiyebiliyorsun.Hatta aileler evinde odalarını ayırmış durumda.En çok sağlık çalışanlarının endişelendiğini gördüm.Haklılar.Çünkü tamamen risk altında olduklarını herkes biliyor.Buna rağmen hastanelerde doktorlara ve sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin hiç bir mazereti ve affedilir yönü olamaz.
Covid19 öncesi hayatta korkuyu unuttuk,saygıyı,yardımlaşmayı,doğanın kıymetini,hayvanlara sevgiyi,hatta bir market kadar yürüyüşün kıymetini unutmuştuk.Oysa evde tıkılıp kalınca ben işimi bile özledim.Yasaklar hafta sonuna denk geldiği için en son 4 günlük yasakta işimi özledim.Pazartesiyi iple çektim.Eminim herkes aynı duyguyu yaşamıştır!Özgürlüğün ne denli önemli olduğunu bir kez daha anladık!Evde uzun zaman kapanıp kalmak hele yalnız isen çeşitli düşüncelere dalıyorsun ve bir bakmışsın vücudunu dinliyorsun.Kendine hastalık teşhisi bile koyabiliyorsun.Tv de izlemeye değer programlar olmadığı için araştırmalara dalıyorsun yada bir kitap alıp kitap okuyorsun.Zaman öyle ağır işliyor ki geçmek bilmiyor!İşte o zaman zamanın kıymetini bile unutuyorsun.Biz insanoğluna bir tokat gibi ceza.Toplumlar tembelleşti.Yürümeyi,toplu ulaşım taşıtlarına binmeyi , hatta bisiklet binmeyi bile unuttuk.Hatırlıyorum da ortaokul öğrencilik yıllarımda 1978 li yıllarda okula gitmek için 3 km gidiş+3 km dönüş olmak üzere birde öğle arası 6 km eklenirse toplamda günde 12 km yürüyordum.Hemde yağmur çamur dinlemeden.Mecburdum çünkü ne toplu taşıt vardı nede evim yakındı.Bizler acıya zorluğa dayanıklı nesildik.İnternet bilgisayar yoktu bilgimiz tamamen okul ve kütüphanelere bağlıydı.O günleri özlüyor muyum?Tereddütsüz Evet!
29/04/2020
Zeynep Mete

Yaşamın içinden kesitler

İlerleyen yaşlarda hayatınızla ,ilişkilerinizle ,arkadaşlıklarınızla , aile bağlarınızla ilgili sorgulamaları. sıkça yapıyorsunuz.Özellikle ...